4 Kasım 2008 Salı

Bir menemen yapmışım ki...


Bu öğlen kahvaltı için (öğrencilikte kahvaltı öğlen yapılır tabii) bir menemen yapmışım; anam anam, o nasıl bir şeydi yahu? Yerken zevkten ağlıyorduk resmen Aziz'le. Zaten her şey feyspuk sıtatüsüme "Şimdi öyle bir menemen yapacam ki Aziz bile uyanacak kokusunu duyup:)))" yazmamla başladı. Aziz'i uyandırdı bu menemen; gerisini sen düşün ey okur:)))

Gerçi bildiğimiz menemenden bayağı farklı oldu. Soğan yoktu içinde bir kere. Soğansız menemen mi olur? Bence olmaz ama evde soğan yoksa ne yapacaksın? :) Çoban peyniri vardı içinde; süper kızaran peynir.

Tarifini de vereyim. Hatta yemek programı dili kullanayım; tam olsun:)))

Tercihen köyden gelen tereyağı (yoksa her hangi bir çeşit yağ) tavaya konur(dökülür). Tavanın altı yakılır. Ateşin harlı olması önemli. Küp şeker şeklinde kesilmiş çoban peyniri yağ bir miktar kızardıktan sonra tavaya dökülür.


Aman, ben sıkıldım bu tarif ağzından; kendim gibi yazacam.


Peynirleri kahverengiye yakın bir renk alıncaya kadar kızarttım efem. Sonra, julyen usulu(bildiğin uzun uzun) doğradığım biberleri attım tavaya. Çok ince doğranmış domatesler de tavayı boylamadan önce baharatları ektim; kekik, kimyon, karabiber, balarzağa(bizim oraya özgü bir ot, tat ve kokudan yoksun olmasına rağmen güzel görünüm sağlar ve sağlık açısından iyidir.)... Baharatları biraz yedirdikten sonra domatesleri de kavurdum. Sıra geldi Onur Usta'nın sırrına: Baharatların tadını biraz yumuşatmak amaçlı bir hareket olaraktan azcık süt ilave ettim. Baharatı fazla severim ama yemeğin tadı da kaçmasın derseniz çözüm süttür efem. Biraz sıvı kaybetmesi için bir miktar daha ateşte beklettikten sonra yumurtaları kırdım. Sarıları bozmadan beyazları malzemeye yedirdim. Bundan sonrası keyfe kalmış; az pişmiş, çok pişmiş bilmem ben, canınız nasıl isterse.

Yanına bir de çay koyduk. Ohhhh, mis. Çay da bizim ordan gelme; öyle uyduruk çay değil:D





Yorum Gönder