16 Kasım 2008 Pazar

Mustafa

30 Ekim'de gittim sinemaya. 29 Ekim'de gitmek istedim fakat kapitalizme yenik düştüm; gnctrkcll:) Bir kaç cümle ile genel hissiyatımı anlattıktan sonra uzun uzun irdeleyeceğim filmi. Ben öle uzun uzun okuyamam diyen ilk kısmı okusun yeter:)

Biz Türklerin hiç adeti olmadığı üzere soyadıyla hitap ediyorduk ona; artık Mustafa diyebileceğiz; sevindim.

Mustafa'ya William Wallace muamelesi yapıyorduk: O var ya 3 metre boyunda, bir bakışıyla orduları dize getiren, ağzından ateş çıkaran, uçan, görünmez olan... Artık yapmayız zannımca; o da insan; anladık.

Annesiyle olan ilişkisi güzel yansıtılmış; hüzünlendim; annemi özledim.

Sefa içinde yüzmemiş, sefaletten sürünmüş; bunu gösterdi film. Başarının, hırsın nereden geldiğini zuhur edebildik. Nereden nerelere gelinebileceğini gördük; hırslandık.

Tanıtımlarda hep Mustafa'nın çocukluğundan dem vuruyorlardı. Filmde çarçabuk geçiverdiler çocukluğunu. Gerçi anlatacak çok şey vardı, vakit yetmezdi falan ama olsun; daha fazla çocukluk bekledim ben.

Mustafa aşk mektubu yazmış; hem de ne mektup. Gönül ilişkilerine yer verilmesi mükemmel olmuş; romantizm nasıl olurmuş gördük.

Mustafa kalp kırmış; üzüldük, kızdık. Mustafa da hata yaparmış; gördük.

Mustafa dinsizmiş; şaşırdık. Acaba yobaz tayfa haklı mıydı?

Mustafa ölümüne cesur değilmiş; öldürülmekten korkmuş.

Mustafa yalnızmış; kartal misali, dağın tepesinde, güçlü, mağrur ama yalnız.


Bunlar ilk izlenimlerim. Şimdi başlayalım irdelemeye.

Önce hoşnut kaldıklarım.

Filmin müzikleri çok iyi uyum sağlamıştı filmle. Goran çok iyi anlamıştı Mustafa'yı, Mustafa'nın memleket özlemini, ana hasretini, hiddetini, hırsını, endişelerini.

Çok güzel ayrıntılara değinilmiş; Mustafa'nın özel yaşamıyla ilgili, kurtuluş hareketi ile ilgili, dönem ile ilgili...

Hiç görmediğim fotoğraflar, videolar, belgeler vardı filmde. Arşivlere girilmiş, güzel şeyler bulunmuş.

Sinema adına da güzel bir yapımdı. Görüntüler, animasyonlar, kurgu, güzeldi; çok güzeldi.


Gel gelelim, beğenmediğim yanları beğendiklerimden daha çok.

Yukarıda "Mustafa dinsizmiş; şaşırdık. Acaba yobaz tayfa haklı mıydı?" demiştim. Filmde din, laiklik, tekkeler, eğitim vs. konuları ile ilgili kısımlarda vurgulanan, Mustafa'nın, çarpıtılmış din ile beyinleri çürüyen insanları kurtarma çabası değil de doğrudan, kişisel olarak dine bakışı olması beni rahatsız etti. Ben demiyorum ki Mustafa dini bütün biri olsun, ben demiyorum ki Mustafa dinsiz olmasın; ister inansın ister inanmasın, umurumda değil. Benim gözümde değeri düşmez, kalbimde yeri değişmez. Ama buna vurgu yapılması, "bakın, Mustafa dinin yalan olduğunu düşünüyor." dermişcesine kurgulanması sahnelerin, beni düşündürüyor, üzüyor, kızdırıyor. Velhasılkelam, Mustafa, inanmasa da -ki inanıp inanmadığını asla bilemeyiz- inananlar için bir şeyler yapacak kadar doğru bir adamdı; onun inanmayışını örnek gösterip bizim de inanmamamız gerektiğini söyleyenler ise asla onu anlamamış, yarım yamalak adamlardır. Ha, ben yanlış anladıysam izlediklerimi, bu sözler filmi yapanlara değil, izleyip böyle davrananlara gitsin:)

Çocukluğu az ele almışlar dedim. Zaman yetmezdi, hızlı hızlı geçmişler dedim. Tek film yapmasalardı; bir kaç bölümlük seri yapsalardı. Hem daha ayrıntılı anlatırlardı hem de ticari açıdan daha zekice olurdu:))

Şimdi düşündüm de keşke bu kadar beklemeseydim, sıcağı sıcağına yazsaydım; beğenmediğim kısımlarını unutmuşum:)) Huyum kurusun, hataları çabuk unutuyorum, kin tutamıyorum:)))

Hala izlemeyen varsa aranızda, gitsin sinemaya izlesin. Her şeye rağmen iyi tarafları daha ağır basıyor sanki; en azından uzun vadede:)) Öyle "cdsi çıkar izleriz" falan da demeyin; gidin sinemaya; Can Dündar biraz para kazansın, kazansın ki daha iyi işler yapsın:) Daha da önemlisi bu film Recep İvedik'ten daha fazla gişe yapsın; yapsın ki durumun o kadar da vahim olmadığına dair umudumuz bitmesin.

İyi seyirler efem...

Yorum Gönder