6 Ocak 2009 Salı

Ben susayım feysbuk iletilerim konuşsun:)

03 Ocak
Onur : Bilen bilir, kırk yılda bir hastalanırım. Ama nedense hep sınav öncesine denk gelir bu hastalıklar.:((( 14:07

05 Ocak
Onur : 39.5 drc ateş, buz gibi duş, sabaha kadar çıplak uyumak... 19:03

06 Ocak

Onur : bakalım bu gece nasıl geçecek? Şimdilik iyi gidiyor... 02:35

Onur : Mis gibi uyudum valla. Yendim seni hastalık:)))) 09:55

Onur : Ya ne inat bişiysin sen ya!! Yok abi, yenmedim ben hastalığı falan; şimdi de sinüzitim elmacık kemiklerimi koparıyor!!! 18:16


Ya da susmayayım canım; dayanamadım.)

Biliyorum aslında; hastalık denen meret gündüz rahat bırakır seni ki insanlara hastayım dediğinde inanmasınlar, eve gelip yatınca azar ki sen iyice gıcık ol. Bunu bilmeme
rağmen her seferinde gıcık oluyorum.


Benim hastalıkla olan ilişkim, başka şehirlerde yaşayan ve görüştüklerinde sadece sevişen, bunu da iki gece üst üste yaparlarsa sıkılan bir çiftin ilişkisine benzer.

Sabah uyanırım; bakarım "O" gelmiş. Gün içinde üç-beş muhabbet, hal-hatır sormaca... Akşama doğru günlük hayatımdan alıkoymaya başlar beni. Gece ise tamamen onunumdur. Sabaha kadar uyutmaz. Korunmam da bu arada; neden inat ederim bilmem. Her gelişinin gecesi ayrı bir sürprizdir. Ama hep ateşlidir. Bu ateşli gecenin ardından yorgun düşmüş bedenimi zor kaldırırım yataktan sabah; hatta öğlene doğru. Kahvaltıda bana eşlik eder. Her halinden bellidir gitmeye hazırlandığı. Benimle çok ilgilenmez, kendi halinde takılır ama bir şey de yaptırmaz bana; aklım ondadır, ben yapmak istemem. Akşam üzeri hazırlanmaya başlar; eşyalarını falan toplar. Akşam olduğunda yolculuk vakti gelmiştir. Ben kal dersem kalır belki ama... Hiç demedim, demem de.

Çok nadir uğrar; yılda iki gelse garip gelir bana, hatta yılda bir bile. Ama son yıllarda yılda üç-dört bazen beş kere uğrar oldu. Gelişlerinin birinde de iki gece kalmaya başladı. Bir gariplik olduğunu ve bunun ardından çok da hoşlaşmayacağım bir şeyler çıkaca
ğını tahmin ediyordum.

Bu gelişinde de her şey her zamanki gibiydi ilk başta. 3 Ocak sabahı gelmişti. Takıldık akşama kadar. Gece gayet hoş özlem giderdik. Yine öğlen anca kalktım. Kahvaltı falan derken akşam olmaya başladı. Fakat hiç de hazırlanır bir havası yoktu. Baklayı çıkardı ağzından: Ben bu akşam da kalmak istiyorum. Hiç hoşuma gitmemişti ama git de diyemezdim. Kaldı. Haliyle o gece de seviştik. Ama bu seferki sevişme harbiden ateşliydi; 39,5 derece. İki yıl önce, memlekette, kum döktüğüm zaman geldiğindeki sevişmemiz kadar
(41 derece) olmasa da ona en yakın gecemizdi o gece. Kendime gelmek için gecenin bir yarısı buz gibi bir duş aldım. Yetmedi sabaha kadar çıplak yattım. 13:00 de dersim olmasa akşama zor kalkardım yataktan. Okula da geldi benimle. Ders 15:00 e ertelenince çok sevindi; benimle daha fazla ilgilemeye başladı. Eve geldiğimde gözünün içine baksam da gitsin diye hiç oralı olmadı. "Bu gece de kalabilir miyim?" dedi!!!

Üçüncü gece!!! Bu hiç olmamıştı. "Uslu durucam; gerçekten." diye ekledi; pek inanmadım. Ben ne desem boş; kalacak. Dün gece gerçekten uslu durdu; koyun koyuna uyuduk, hiç sırnaşmadan; bu da daha önce olmamıştı. Deliksiz bir uykudan sonra 10buçuk gibi kalktık. Eposta falan kontrol ettik, blog dolandık, sörfeyledik öyle boş boş. 2 falan gibi kahvaltı yaptık. Akşama kadar yattık birbirimize sarılarak, hiç konuşmadan. Bir şeylerle ilgilenmeme izin vermedi yine.

Hala burada; maalesef. Hiç bu kadar vakit geçirmemiştik ki beraber; bilmiyorum ne yapsam. Yardım almak da istemiyorum. Gıcık olduğu şeyler yapıyorum gitsin diye sadece. Ihlamur içiyorum, kalın giyiniyorum, dışarı çıkmıyorum falan işte. O da ne yapacağını şaşırdı, renk değiştirdi; sinüzitten falan bahsetmeye başladı bir kaç saattir.

Öyle işte. Daha fazla uzatmayayım. Onun varlığını unutmak için yazmaya verdim kendimi.

Hade bana kolay gele....

Yorum Gönder